Sayfa yükleniyor lütfen bekleyin...

Eylül 2010
Etkinlik Takvimi
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930
Bülten

  
32806

MAKALELER

Irmak unutmaz /NAZAN BEKİROĞLU

Nicedir söylenmemiş cümlenin hakkında bir redifin üzerinde döne dururken. Her şey yerli yerinde, her şey her günkü gibiyken. Ama hayat bu işte, bırakmıyor. Eni-boyu gibi derinliği de var şimdi ekranların.

Gerçeğin kuşbakışı köpüren burgacında bulanık su bana dokunuyor, koyu çamur odama kadar sızıyor. Oruç mevsiminde iftar sofralarına kıvılcım sıçramış, ateş düştüğü yerden yakıyor.





Nicedir söylenmemiş cümlenin hakkında bir redifin üzerinde döne dururken. Her şey yerli yerinde, her şey her günkü gibiyken. Ama hayat bu işte, bırakmıyor. Eni-boyu gibi derinliği de var şimdi ekranların.

Gerçeğin kuşbakışı köpüren burgacında bulanık su bana dokunuyor, koyu çamur odama kadar sızıyor. Oruç mevsiminde iftar sofralarına kıvılcım sıçramış, ateş düştüğü yerden yakıyor.

Suyun sesi hiç bu kadar ürkütücü olmamıştı. Uzun ve bunaltıcı bir yazın üzerine inen yağmur hiç bu kadar yakmamıştı. O yağmurlar değil bu yağmurlar. Bu ırmak bereket taşırmıyor. Su, bağrına aldığını önce gizliyor sonra olanca gücüyle fırlatıyor. Mezarlar açılıyor, toprak bile cesedini kusuyor.

Evli evinde değil şimdi. Kiminin Karun rahatında, kiminin ömrühayatın kıtkanaatında parsellediği dünya malı suya giderken geriye yalnızca sıkı bir can pazarı kalıyor. Suyun aynasında ölümünden gayrini göremeyen kendi tabutunun kuru tahtasına sarılmış, tutunacak bir ip arıyor. Ama pamuk ipliğinin mecali yok. Pahalı bir bedelle açılıyor gözler hakikate. Dehşet, sararan yüzlere siniyor.

Çoban, sırtını kınaladığı, bahtını bağladığı sürüsüyle birlikte kapılıyor sulara. Yolların ağır kralı TIR şoförü ömrünü geçirdiği ekmek teknesinde, yorgunluk ertesi uykuların tam ortasında devrilip gidiyor. İşçi kızlar, 20 lira yevmiye, her gün gidip geldikleri servislerinde neler olup bittiğini bile anlamadan kapılıyorlar suya sele.

Kurtarılacaklar listesinde ciddiye bile alınmayan, ağzı var dili yok, sözsüz kelimesiz ama yine de bir can taşıyanlar. Onlardan geriye bir isim, çamura saplanmış bir pati izi bile kalmıyor. Talihsizlikleri, başlarını sokabildikleri barınakta onları yine de yine de buluyor. Üstelik elleri kolları bağlı, kafeslerin kilidi açılmıyor.

Sel bu. Allı pullu değil. Vuruyor ve gidiyor. Ama giderken önüne ne gelirse götürüyor. Eğer bırakırsa o bıraktığı da çok derin bir yerinden eksik kalıyor. Kalanların üzerine bir daha asla unutulmayacak isimsiz bir şey siniyor.

Bu kıyameti gören bundan böyle nereye gitse bir ölünün yüzündeki renkle dolaşıp duracak. Ona kendi yüzünde bile ölümü hatırlatan bir dünyada hayatın zaferine bir türlü inanamayacak. Melekleri incitmekten korkarak inen her yağmur damlası bile bundan sonra korkutacak. Ve sanki her an bir yerlerden yeniden patlayacak.

Kalp her yerde aynı çaresizlikle çabalar, insan her yerde aynı. Ama insanlığın can pazarında insanlık komedyası tekmil oynanıyor. Kimi kalpler mühürlerini perçinliyor. İnsanlıktan çıkmışların en arsız en hayâsız en çirkef en rezil yanı gecikmiyor. Suyun öfkesi annesinin kucağından yavrusunu kapıp götürürken akbabalar yırtık camlara sıçramış beyin kırıntılarını didikliyor.

Varlığın özü hava-toprak-ateş-su. Su hepsinden daha kuvvetli daha yıkıcı. Önlenemez gücünü gösteriyor. Önünde ateş de, hava da, taş da, toprak da duramıyor. Çığırından çıkmış, uğuldayarak geliyor.

Ama "doğal" felaket değil bu. Gök suyunu tutamıyor, yer suyunu yutamıyor çünkü. Dünya, emanetine ihanet edilmiş, dengesiyle oynanmış, uyumuna musallat olunmuş olmanın bedelini ağır ödetiyor. Misafirken sahipliğe, geçici iken kalıcılığa, iğretiyken sabitliğe kalkışan; gülün rengiyle, sütün tavıyla, yılanın dişiyle oynayan insandan çok daha uzun ömürlü o. Unutmuyor.

Şehir, silkinip sırtındaki ağırlığı atmaya çalışırken akış yönü kapatılmış, mülkiyeti elinden alınmış ırmak da intikamını alıyor. Bütün istediği denize kavuşmak oysa. Zamanı yok onun. Milyonlarca yıl boyunca arayıp bulduğu, kullanmasa da sahiplendiği, benim dediği yatağını, eninde sonunda, yüz yıl kullanmasa yüz birinci yılında geri alıyor. n.bekiroglu@zaman.com.tr







www.asitane.org © 2006 - 2007 Tüm Haklari Saklidir. Adres: Fevzi Paşa Cad. No.:315 Karagümrük / Fatih Tel: 0212 533 78 34 / 0212 533 78 93
By ACMS © faik almendi
by faik almendi